Turkey, Europe's future Adam Hug Türkiye Avrupa’nın geleceği Türkiye’nin AB üyeliğine giden yol iki taraf için de zorlu. Ama Ankara’nın kriterleri yerine getirse bile kabul edilmemesi, AB’nin kendi kendine verebileceği en ciddi stratejik hatalardan biri olur. Başta enerji güvenliği ve ekonomi olmak üzere, Türkiye AB’nin geleceği açısından merkezi önemde Geçen haftaki Obama zaferine yapılan tezahüratların arasında, Avrupa Komisyonu sessizce Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakereleriyle ilgili İlerleme Raporu’nu yayımladı. Rapor Türkiye’nin ekonomik performansını ve yasal sistemini güçlendirme yönünde kaydettiği ilerlemeyi memnuniyetle karşılarken, Komisyon çok şeyin yapıldığı, fakat daha yapılması gereken çok şeyin de olduğu mesajını veriyordu. Türkiye’nin üyeliğine giden yol uzun ve engebeli, fakat ben Türkiye’nin AB’nin gelecekteki gelişmesi açısından merkezi bir unsur olduğuna inanıyorum. Türkiye’yi kabul etmeye veya reddetmeye yönelik nihai karar, birliğin ne tür bir kuruma dönüşeceği üzerinde önemli sonuçlar doğuracaktır. Enerji konusunda anahtar Kabaca söylersek, Türkiye’nin üyeliği Avrupa açısından şöyle bir tercihi simgeleyecek: Avrupa kendi iç çeşitliliğiyle barış içinde olan, üyelerinin ekonomi ve güvenlikle ilgili ihtiyaçlarına öncelik veren dışa dönük bir birlik mi, yoksa hayali bir kültürel homojenlik arayışında olan, tecrit edilmiş, neredeyse dar görüşlü bir gruplaşmaya dönüşecek? Dış Politika Merkezi’nin İlerleme Raporu’yla hemen hemen aynı zamanda, bu üyelik gerçekleşirse hem AB’nin hem de Türkiye’nin daha müreffeh ve daha güvenli hale geleceğine dair nesnel argümanı açıkça dile getirmemiz gerektiğini savunan bir metin yayımlamasının sebebi de bu. Türkiye’nin üyeliği genellikle AB ve bu ülke için bir ‘kazan-kazan’ durumu olarak tasvir edilir, fakat zafere ulaşmanın zorlu olacağı da açık. Avrupa kamuoyunun çoğunluğu bu üyeliğe karşı çıkıyor. Fransa, Almanya ve Avusturya da dahil üye devletlerin önde gelen siyasetçileri de, Türkiye’yi müstakbel bir üye olarak görmediklerini açıkça dile getirdiler ve net olmayan bir ‘imtiyazlı ortaklık’ için bastırdılar. Türkiye’de de üyeliğe verilen destek, katılım sürecindeki ağır ilerleme ve bazı AB liderlerinin muhalefeti yüzünden son yıllarda azaldı. Dolayısıyla bu ülkenin üyeliğini savunanların önündeki meydan okuma şöyle: Türkiye’ye sıkı katılım kriterlerini yerine getirir getirmez üyelik verilmesini garanti altına alabilmek için, kinizm ve muhalefetten menkul bir atmosferi dönüştürmek. Refah ve güvenlik, Türkiye’nin üyeliğine dair savın ikiz dayanaklarını oluşturuyor. NATO’ya 1952’de katılan ve Avrupa’nın güneydoğu kanadını Sovyetler Birliği’ne karşı koruyan Türkiye, Soğuk Savaş’tan bu yana Avrupa güvenliğinin merkezinde yer aldı. Bugün de, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’ya açılan kapıda bulunuyor; bu üç bölgede de anahtar bir stratejik oyuncu konumunda. Türkiye bizim enerji güvenliğimiz açısından kritik bir rol oynayabilir; zira, Kafkasya petrolü için Rusya’ya alternatif olan transit rotada ve Irak ham petrolü açısından da en hızlı rotada yer alıyor. Türkiye’yle AB arasındaki ekonomik ilişkinin dinamikleri açık. Türkiye’nin ihracatının yüzde 56’sı AB pazarına girerken, Türkiye de AB’nin beşinci en büyük ihracat pazarı. Avrupalı şirketler Türkiye’ye her yıl 3 milyar avrodan daha fazla yatırım yapıyor. 1994’teki ekonomik aksamalardan ve 2000’den sonra, Türkiye her yıl ortalama yüzde 6.8 oranında büyüdü. Dünya Bankası’na göre, Türkiye’nin AB üyesi olmasının kişi başına gayrı safi yurtiçi hasılayı her yıl yüzde 1.58 oranında artırması ve ülkenin Avrupa malları için pazar olarak genişlemesine imkân tanıması bekleniyor. İfade özgürlüğü hâlâ sorunlu Türkiye’nin üyeliğe hazır olacaksa hâlâ yüzleşmesi gereken önemli siyasi meydan okumalar söz konusu. Bu yaz Ankara’daki savcılar, laik devletin altını oyma suçlamalarıyla mevcut AKP hükümetini iktidardan indirmenin eşiğine geldi. Başarılı olsalardı, bu adım Türkiye’nin yakın gelecekte AB üyesi olmasına yönelik umutlara bir çekiç darbesi indirecekti. Diğer öne çıkan meselelerse ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları, Kıbrıs’ın geleceğini ve Kürt toplumunun dil ve kimlik hakları konusunda yüzyüze kaldığı meydan okumaları içeriyor. Bu meselelerin Türkiye’nin üyeliğinden önce mutlak bir biçimde çözülmesi gerekiyor; fakat bunlar ve Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu diğer ana meydan okumalar konusunda, AB’ye katılım sürecinin sunduğu sıkı kriterler muazzam bir değişim gücü rolünü oynuyor. Argüman temelde şöyle olmalı: AB’nin katılım kriterlerini tam olarak yerine getirmesi durumunda (ki bunlar herhangi bir aday ülkeye sunulan en zorlayıcı kriterler), Türkiye AB’ye katılma hakkını kazanmış olacak. Türkiye’nin talep edilen muazzam ekonomik, siyasi, sosyal ve yasal dönüşümü gerçekleştirmesi durumunda AB’ye katılım hakkının yine de reddedilmesi, birliğin temelini oluşturması gereken adalet prensiplerinin küçük düşürülmesi anlamına gelir. Böyle bir durum ayrıca, reddedilmiş bir Türkiye’nin kendisini Batı’dan uzakta yeniden konumlandırmasına, Avrupa’nın zararına olacak şekilde Ortadoğu ve Orta Asya’da yeni ittifaklar kurmasına yol açabilir. Türkiye katılım için gereken ekonomik ve siyasi reformlardan şimdiden yarar sağlamış olsa da, değişimin hızı, ülkedeki yaşam kalitesini iyileştirecek ve hem Türkler hem de AB vatandaşları arasında bu üyeliğe verilen desteği güçlendirecek biçimde artmalı. Türkiye ayrıca AB vatandaşlarına etkili kamu diplomasisiyle ulaşmalı, mitleri yıkmalı ve kıtanın tarihinde derin kökleri bulunan modern bir Avrupa toplumu olduğuna dair farkındalığı artırmalı. Bu adımlar, kültürel değiş tokuş ve bariyerlerin kaldırılması için ekonomik bağların kullanılmasıyla AB içinden de karşılık görmeli. İşverenler liderlik yapmalı Avrupalı iş çevreleri Türkiye’yi savunma noktasında önemli bir role sahip ve bu Avrupa içinde liderlik yapmalarını da içermeli. Türkiye’de iş yapan Avrupalı şirketler, çalışanlarını bu ülke konusunda eğitmeye liderlik etmeli ve Türkiye’yle daha yakın işbirliğinin yararlarını onlara göstermeli. Avrupa’nın işçi sendikaları da benzer bir biçimde, üyelerini bilgilendirerek ve Türklerin göçünün istihdam fırsatlarını zedeleyeceğine dair korkuları hafifleterek ileriye dönük bir rol oynayabilir. Türkiye’ye üyelik verilememesi, AB’nin kendi kendisine zarar verecek şekilde yapabileceği en büyük stratejik hatalardan biri olur; böyle bir durum iş dünyasına büyük zarar verir, Avrupa’nın refahıyla güvenliğinin altını oyar. Katılıma giden yol hem AB hem de Türkiye için zorlu; fakat açık ve ilerici bir Avrupa taraftarları ayağa kalkıp, bunun altından kalkmamız gereken bir meydan okuma olduğunu savunmalı. (Londra merkezli düşünce kuruluşu Dış Politika Merkezi’nin direktörü, 10 Kasım 2008) Turkey's bid to join the EU offers Europe the choice of embracing its internal diversity or resorting to an insular idea of itself. Drowned out by the acclamation for the Obama victory last week, the European commission quietly released its progress report on Turkish accession to the EU. While it welcomed Turkey's economic performance and the progress it had made strengthening its legal system, the commission's message was that there was a lot done but a lot still to do. The road towards Turkish membership is long and rocky but I believe that Turkey is central to the future development of the EU. The eventual decision to accept or reject Turkey will have significant ramifications for the type of organisation it will become. Put crudely, Turkish membership will signify a choice for Europe between becoming an outward-looking union at peace with its internal diversity that prioritises the economic and security needs of its members, or an insular, almost parochial grouping, searching for an imagined cultural homogeneity. This is why the Foreign Policy Centre has released a new pamphlet (pdf) to coincide with the report arguing that we have to clearly lay out the practical case that both the EU and Turkey would be more prosperous and secure if accession is successful. Turkish membership is often described as a "win-win" situation for the EU and Turkey but it is clear that victory will be hard fought. The majority of European public opinion opposes Turkish membership and leading politicians in member states including France, Germany and Austria have publicly stated that they do not see Turkey as a future member and have pushed for a nebulous "privileged partnership". Turkish support for membership has also waned in recent years due to the sluggish progress of the accession process and the opposition of some EU leaders. The challenge set before advocates of Turkish membership then, is to transform a climate of cynicism and opposition to ensure membership is granted once Turkey meets the strict criteria required for entry. Prosperity and security form the twin pillars of the case for Turkish membership. Turkey has been at the bedrock of European security since the cold war, joining Nato in 1952 and guarding Europe's south-eastern flank against the former Soviet Union. Today it sits at the gateway to the Middle East, the Caucasus and central Asia, a key strategic player in all three regions. Turkey can play a critical role in our energy security, where it is the key alternative transit route to Russia for Caspian oil and gas and the swiftest route for Iraqi crude. The key dynamics of the economic relationship between Turkey and the EU are clear. The EU is the market for 56% of Turkish exports, ten times that of any other export destination, while Turkey is the EU's fifth largest export market. European firms annually invest over €3bn in Turkey. After economic setbacks in 1994 and at the turn of the millennium, Turkey has grown at an average annual rate of 6.8%. According to the World Bank, eventual Turkish membership should boost its GDP per capita growth by 1.5% per year, and allow it to expand as a market for European goods. There remain significant political challenges that Turkey must face up to if it is to be ready for membership. This summer prosecutors in Ankara came within a whisker of removing the current Justice and Development (AKP) government on charges of undermining the secular state that included the decision to allow women to wear the hijab in universities. Had it succeeded, it would have dealt a hammer-blow to hopes of Turkish membership in the foreseeable future. Other outstanding issues include restrictions on freedom of speech, the future of Cyprus and the challenges faced by the Kurdish community over language rights and identity. These issues must be fully resolved prior to Turkish membership, but in these and the other main challenges Turkey faces, the rigorous criteria provided by the EU accession process act as an immense force for change. At its core, the argument must be that if Turkey succeeds in fully implementing the EU's accession criteria, the toughest given to any candidate country, it will have earned the right to join the EU. If Turkey has undergone the massive economic, political, social and legal transformation required, the denial of its right to join would be an affront to the principles of fairness that must underpin the EU and could lead a spurned Turkey to re-orientate itself away from the West, forming new alliances in the Middle East and central Asia to the detriment of Europe. Although Turkey has already benefited from economic and political reforms necessary for accession to take place, the pace of change needs to increase, improving the quality of life in Turkey, and strengthening support for membership, both among Turks and EU citizens. Turkey must also reach out to EU citizens with effective public diplomacy, busting myths and raising awareness of Turkey as a modern European society with deep roots in the continent's history. These steps must be reciprocated within the EU through cultural exchange and the use of economic links to break down barriers. The European business community has an important role to play in standing up for Turkey and this must include leadership at the European level. European companies operating in Turkey should take the lead in educating their workforces about the country and show the benefits that closer co-operation with it can bring. Similarly Europe's trade unions can play a proactive role in informing their members and dampening fears over Turkish migration damaging employment opportunities. Failure to grant Turkish accession would be one of the greatest strategic mistakes the EU could inflict upon itself, one that would be hugely harmful to business and undermine European prosperity and security. The path to accession is challenging for both the EU and Turkey, but advocates of an open and progressive Europe need to stand up and make the case that it is a challenge that we must not fail to meet. To comment on this article, go to The Guardian Comment is Free at: http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2008/nov/10/turkey-eu-accession www.blogmedya.deriz.biz
‘Alman Huseyin Obama’ için o kadar beklemeyiz Taraf ERGÜLEN TOPRAK BERLİN - Istanbul - 18.11.2008 Göç, Mülteciler ve Entegrasyondan Sorumlu Federal Devlet Bakanı Prof. Dr. Maria Böhmer, Yeşiller Partisi’nin Eşb [...] devamını oku
Turkey is vital to Europe's future David Miliband 05 09 2007 In the 20th century, Britain's national security came under threat from hostile nations. Today, the threat is from terrorist groups, such as al-Qa' [...] devamını oku
Adam Hug Türkiye Avrupa’nın geleceği Türkiye’nin AB üyeliğine giden yol iki taraf için de zorlu. Ama Ankara’nın kriterleri yerine getirse bile kabul edilmemesi, AB’nin kendi kendine verebileceği en ciddi stratejik hatalardan biri [...] devamını oku